17 Haziran 2013 Pazartesi

İzzet Yasar’ın cevabı.

Sevgili Ahmet,

Enis Akın'ı niye kullanıyorsun?
Saldıracaksan bana doğrudan saldır, darılmam.
Ama "şunu da de bakalım, bunu da de bakalım" diye saldırınca olmuyor.
"Şunu da dedin, bunu da dedin" diye saldırabiliyor musun?
Uğur Mumcu teknikleri sana yakışmıyor.
Enis Akın'a da geçmiş olsun bu vesileyle.

Ben hiçbir zaman eylemcilere darbeci demedim.
Hareket darbeciler tarafından ele geçiriliyor, saptırılıyor dedim.
Samimi çevreciler kendilerini ayırsın, alet olmasın dedim.
Darbe sadece tanklarla olmaz, hükümeti sıkıyönetime mecbur bırakmak da darbeci davranıştır dedim. 

Bayraklar elde, faşist Türkiye'nin marşlarını ve faşizme karşı omuz omuza sloganlarını art arda haykırarak evimin önünden geçen kalabalıkları gözlerimle gördüm.
Bir adam bir otomobilin üstüne çıkmış tepiniyordu.
İçinde ne görmüştü acaba?

Olaya sonradan dahil olan devrimcilere de darbeci demedim.
Ölümü yücelten El Commandante söylemleriyle, şiddete karşı şiddet yöntemleriyle yapıp ettiklerine karşı çıktım.
Bu tür devrimler başarıya ulaşsa bile sonları Gulag'dır dedim.
Perinçekçi kalkışmaya alet olmayın dedim.
Demokratikleşme ve barış düşmanlarının eylemi ele geçirdiğini görün ve omuz omuza durmayın dedim.

Gezi'deki anma töreninde Beyazıt Meydanındaki Ölü şiirinin okunmasını vahim bulduğumu söyledim,
gene söylerim.
Şimdi bu acı olaylar vesilesiyle aynı tarz şiirlerin yazılması ihtimalini hatırlattım, gene hatırlatırım.
Çünkü başbakanın kazığa oturtulmasını arzulayan şair bile gördüm.

Gezi Dayanışması bir ilke imza atmıştı.
Kerim devlet ilk defa çapulcu dedikleriyle aynı masaya oturmuştu.
Devlet ilk defa hata yapmış olabileceğini kabul etmişti.
Katılımcı demokrasiye doğru bir adım atılmıştı.
Yarın kim iktidar olursa olsun bu ilk adım bir kazanım olarak kalacaktı.
Ama eylemciler talepleri konusunda üç kere çark ettiler.
Sonunda talep olarak "Minareden at beni, in aşağı tut beni" dediler.

Ben ilk günden beri polis vahşetine nasıl karşı çıktıysam buna da karşı çıktım.
Bu hareket üzerinde iktidar oyunları oynandığını söyledim, gene söylerim.
Global çağda eski usûl devrim yapmaya kalkanları da hayata ve mutluluğa karşı unsurlar olarak görürüm.

Ben, 1978 yılında, Enternasyonal çalınırken ayağa kalkmış marş söyleyen yüzlerce kişinin arasında yerinden kalkmayan tek adamım.
Ruh halimde değişen bir şey yok.
Sevgiler,

İzzet

Benim notum:
Bundan bir önceki blog yazımı gören arkadaşlarım, İzzet’le arkadaşlığımın bozulmasına üzüleceklerini söylediler, ben İzzet’in en eski hayranıyım, lisede Yeni Dergi’de ilk şiirini okuduğumdan beri, 27 yaşında tanıştığımda da bana çok şey katan bir arkadaşım olmuştur, bugün de ne zaman görsem içimin ışıldadığını somut olarak hissederim, bu yazışma benim bu duygularımı asla değiştirmez, önce bu bilinsin istiyorum.

İkinci olarak, biz köşe yazarları değiliz, şimdi buraya yazacağım bu notun İzzet’te ikinci bir cevap yazma ihtiyacı doğurmasını arkadaşıma kabalık sayarım, onun için bir iki şeyi düzeltip bırakacağım.

Düzelteceğim birinci şey, İzzet’in “Enis Akın’ı niye kullanıyorsun?” diye sorduğu şey. Yazdıklarımı tekrar okudum, İzzet haklı, çünkü neden bunu yaptığım anlaşılmıyor, duygu-yoğun günler geçiriyorum/z, belki ondan kafamdaki bağlantıyı görünür sanmışım. Şunu demek istemiştim: “Senin olumsuz nitelemelerinin hiçbirisini taşımayan savunmayan insanlar var orada, bak işte onlardan tanıdığın birisi gözaltına alındı”. Varlık dergisinin yaptığı Yetmez Ama Evet Mi / Hayır Mı? soruşturmasına birbirine çok yakın cevaplar veren iki şair, biri direnişi eleştiriyor, biri direnişin içinde. Benim karşılaştırma amacım buydu. Bunu Enis Akın da [inşallah serbest kaldığında] yanlış anlarsa, İzzet gibi düşünürse üzülürüm, bunu düzgün ifade edemediğim ikisinden de özür dilerim.

Bir de “Ruh Hali” meselesi var. Ben ruh hali derken düşünceleri kastetmemiştim İzzet, onlarda bazen anlaşamadığımızı ikimiz de biliyoruz. Bak benim de lisede deli zamanımda (şimdi asla yapmam ama) 500 kişilik bir topluluk halinde İstiklal Marşı okunurken sırtımı dönmüşlüğüm, 28 Şubat’ta o zaman Akmerkezi Koruma Cemiyeti dediğim insanlarla şiddetli kavga etmişliğim vardır vb. ama, hem AKP hakkındaki düşüncelerim hem Yalçın Küçük’e düşkünlüğüm nedeniyle bana Ulusalcı/Ergenekoncu diyenler oluyor, kızmıyor muyum, kızıyorum, ama onlar polis şiddeti görseler o anda düşüncelerimi biraz ertelemeyi seçerim. Bir gün sana benim için esas siyasal bağdaşıklık ne tarif etmiştim: Şurada önümüzde bir güçsüze vicdansızlık yapılsa, benimle birlikte orada bu vicdansızlığa karşı kalkışan insan benim siyasal bağdaşığımdır demiştim. Fikirler ayırır, duygular birleştirir. Ben Rıdvan’ın [Gecü] Gezi Direnişi için yazdığı şiirde söylediği gibi polisin bizi öldürmek istediğini yaşadım, bundan hiç ama hiç şüphem yok, öldürmek istiyordu, biz bu şiddeti yaşarken eleştiriler düşünceler saptamalar ironiler parodiler biraz bekleyebilirdi, beklemeliydi. Ruh Hali dediğim, düşüncelerinin seni bekleyemeyecek kadar ele geçirmeseydi. Polis şiddeti görenlerin içinde ben de vardım, evet arada polis şiddetini kınadın ama bunun tonu biraz Bülent Arınç’ın gözlerimizden öpmesinin tonuydu, duygular birleştirmedi, buna üzüldüm, hâlâ da üzülüyorum.

1 yorum:

  1. Ahmet Bey selamlar, haftasonu iki arkadaşımla birlikte Yalova'da köydeydik, gezintilerin büyük bölümü Drülütt okuma günleri tertibi gibi geçti kendiliğinden. Sadelik, doğruluk, dolambaçsızlık, üst dilsizlik gibisi yok. Sizi arayacaktım daha önce bir görüşsek diye ama galiba mahallede yokmuşsunuz. Umarım iyisinizdir. Beni sorarsanız artık sabahları daha erken ve daha asabi uyanıyorum ve kimi mevzular karşısında kendim için bizzat yapmış olduğum geçirimsizlik ben istemeden de olsa (depresyon korkusu) epeyce seyreldi. Yine de tuhaftır, gönlüm çok daha ferah. İnsan olarak kıçımızın çeşit çeşit oturuşu var bence. Gezi'deki yaygın oturuşu da Enternasyonal okunurkenki oturuşta satıhla kurulan daracık açıya benzetiyorum. Yani biz bu kadın halimizle öyle oturduk. Sevgi, saygı. Esra.

    YanıtlaSil